Kendinizi
ödüllendirin
Çalışırken dikkatinizin dağılmasını istemiyorsanız, uymanız gereken
bazı kurallar var. Öncelikle anlamadığınız konuları ertelemekten kaçının.
Zor bir konuyu öğrendiyseniz, kendi kendinize ödül verin. Ödül, sizi teşvik
edecektir.
Dünkü bölümümüzde çalışma sürekliliği ve dikkat konusuyla ilgili kısa
bilgilere yer vermiştik. Bugün de dikkat konusunu işlemeye devam ediyoruz.
Dikkatinizi fikse etmek ya da dağılmasını önlemek istiyorsanız aşağıda
anlatılanları uygulamalısınız:
* Çalışma masasına neyi, nasıl, ne kadar, ne zaman çalışacağını
bilerek oturan bir kişinin dikkati çok daha zor dağılır.
* Benim her zaman yaptığım ve malesef söylediğimde de çoğu zaman eleştiri
aldığım ancak dikkatin kalıcılığına yardımcı olan bir alışkanlığı
vardır, önsöz okumak. Bu çoğu kişiye zaman kaybı ya da bir angarya gibi
gelir. Oysa okuyacağınız kitap (ve bazen de yazarı) hakkında en özet bilgi
burada vardır. Okuduğum önsözler ben de daima bir merak uyandırmış, kitabı
daha severek ve isteyerek okumama yardımcı olmuştur.
* Belli bir zaman diliminde (örneğin 49 dakikalık sürede) yalnız bir dersi
çalışınız. Yani aklınızı ve motivasyonunuzu bölecek bir çeşitliliğe
girmemek yerinde olacaktır. Bu 40 dakikalık süreden sonraki çalışma saati
başka bir derse ayrılabilir. Çoğu zaman bu daha doğru bir uygulama olarak
karşımıza çıkmaktadır. Çünkü insanı tekdüzelikten uzaklaştırır;
dersi sıkıcı olmaktan kurtarır. Bu yapılamıyorsa (kendimde denediğim
gibi) çalışma yönteminizi değiştirebilirsiniz. Bir önceki 40 dakika
okuyarak çalıştıysanız, ikinci 40 dakikaya yazarak çalışabileceğiniz
bir dersi koyabilirsiniz. Bu değişiklik dikkatin kalıcılığına yardımcı
olacaktır.
Aşırıya kaçmayın
* Sık karşılaşılan hatalardan biri, "bu gün, şu derste şuraya
geleceğim" gibi hedef belirlerken aşırıya kaçılmasıdır. Bu durum
birkaç kez tekrarlandığında ve hedeflenen yere ulaşılamadığında
maalesef olumsuz yönde etkilenimler ortaya çıkmaktadır. Hedef belirlemek aslında
kitabın başında da söylediğimiz gibi verimli çalışmanın temel
direklerinden biridir. Ancak makul olmalıdır. "Ayakları yere
basan", gerçekçi hedefler seçilmelidir. Ve her ne pahasına olursa olsun
anlamadan, öğrenmeden; sırf dersi bitirmek, konularda ilerlemek maksadıyla
üstünkörü çalışmayın. Çalıştığınız bir konu için "anlamadım"
demeyin; ancak anlamadan da geçmeyin.
* Üzerinde çalıştığınız konuda yorulduğunuzu veya sıkıldığınızı
düşünüyorsanız dinlenmek amacıyla bir değişiklik yapabilirsiniz. Örneğin
mola hakkınızı kullanabilirsiniz. Bu durumda, önceki konularda anlatılan
"5'e 1" kuralı sanki ihlal edilmiş gibi görünmektedir. Bir bakıma
doğru ancak "5'e 1" kuralının asıl amacı konsantrasyon alışkanlığı
kazandırmak olduğundan, çok iyi motive olduğunuz bir zamanda sırf bu kurala
uyacağım diye motivasyonu bozmak doğru değildir. Bunun aksi de geçerlidir.
Kurala uymuş olmak için 40 dakikalık süreyi tamamen boş geçirmek de aynı
derecede anlamsızdır. Amaç söz konusu bu kuralı en verimli şekilde
uygulamaktır.
* Ders çalışma esnasında zaman zaman anlaşılması zor konu ya da derslerle
karşılaşabilirsiniz. Bu durumda yapılan, onu olduğu gibi bırakmaktır.
Oysa bu hatadır. Zor problemi bırakıp bir diğerine geçmek, ders öğrenme aşamasında
değil; zaman kaybetmemek amacıyla sınavda yapılması gereken bir davranıştır.
Ders çalışırken yapılırsa ve sıkça tekrarlanırsa, bazı konuların anlaşılmadan
geçilmesi anlamına gelir ki, bu da ileri bölümlerin anlaşılmasını zorlaştıran
ve derse motivasyonu engelleyen bir faktör olarak karşımıza çıkabilir. Yapılması
gereken, anlaşılmayan konunun üzerine gitmek, notlar almak, konuyu öğrenebileceğimiz
kişi ya da kişileri belirleyip, onlarla en kısa sürede çalışmak olmalıdır.
Sorup, araştırıp, öğrenmek; öğrenmenin kalıcılığı bakımından önemlidir.
Ayrıca çeşitli kaynaklardan örnek çözümleri incelemek ve konuyu parçalara
ayırarak, çözüm yollarını araştırmak diğer çıkış yollarıdır.
Mücadeleden kaçmayın
* Genelde zor soru ya da anlaşılmaz konular sonraya ertelenir. Oysa erteleme
topu taça atmak ya da mücadeleden kaçmaktır. Kendine güveni olmayan kişilerin
başvurduğu bir yöntemdir. Onlar, sorunu ertelemenin; zamana bırakmanın iyi
olacağını düşünürler. Bu belki güncel olaylar ve sizden kaynaklanmayan
sorunların bazıların için geçerli olabilir. Ancak bir ders için yapılması
uygun olamayan bir davranıştır. Ertelenmiş, ihmal edilmiş işler ufacık
bir kar topu iken; zamanla büyüyerek çığ olup tepenize inebilir. Ertelenmiş
işlerin motivasyonunuzu nasıl olumsuz yönde etkilediğini bir önceki bölümde
belirtmiştik.
* Zor bir problemi ya da anlaşılması güç bir konuyu başarıyla geçtiğinizde
kendinize bir ödül verin. Ödüllendirme iyi bir motivasyon ve teşvik aracıdır.
* Programınızı yaparken hep aynı günlerde, aynı saatleri planlarsanız,
motivasyonda güçlük çekmezsiniz. Zaman içerisinde adeta bir şartlı
refleks halini alacak bu davranış, belli bir süre sonra o saatlerde (eğer çalışmıyorsanız)
bir eksiklik hissetmenize neden olacaktır. Beyninizin ayaklarınızı çalışma
odasına ya da masaya doğru yönlendirdiğini görmek işten bile değildir.
* Ders çalışma planınızı kendinizce en verimli saatlere göre düzenlerseniz,
dikkatinizi toplamada güçlük çekmezsiniz. Özellikle anlaşılması zor ve
ununutulması kolay dersler, bu saatlere planlamalıdır. Bu diziyi takip edip
de yeni kazandığınız sistem üzerine program yapmaya kalktığınızda zaten
bir hafta/on gün kadar kendinizi ve çevrenizi gözetleme safhasında bu
saatleri keşfetmiş olacaksınız. Bu saatler, bazıları için sabahın çok
erken saatleri; bazıları için sabah 07 sonrası; öğle satleri ve hatta
gecedir. Gece 02'de kalkıp, iki üç saat ders çalışıp, tekrar yatan birçok
arkadaşım olmuştur. Üstelik bu arkadaşlarımı gündüz saatlerinde etüd
salonlarında pek görmüşlüğüm yoktur. Bu da onların kendilerine göre
geliştirdikleri bir sistemdir.
Bir not: Sabah saatlerinde, özellikle geceleyin rahat ve yeterli uyku alınmışsa
çok daha verimli olduğu üzerine bir görüş vardır.
* Yeni öğrendiğiniz ve bilgi sahibi olduğunuz konular üzerinde fikrinizi açıklamaktan,
tartışmaya girmekten çekinmeyin. Bu, medeni cesaretiniz ve özgüveninizi artırmanın
yanında, hem bilgilerin kalıcılığını; hem de gelecekte çalışacağınız
yeni konulara motivasyonu sağayacaktır. Herhangi bir toplulukta mahçup olmayı
kimse istemez değil mi? İşin aslına bakarsanız, bu yaptığınız bir yerde
beyin jimnastiğinin ta kendisidir. Üstelik bu işlev terarlarla alışkanlık
haline getirildiği taktirde konuşma yetenğiniz ve müzakere gücünüz
artacaktır. Bugün üç/beş kişiye, yarın üç/beş bine hitap etmenin, tartışmalarda
anlaşılır söz söyleyebilmenin rahatlığına kavuşursunuz.
Strese esir olmayın
* Kendinizi sınav stresine esir etmeyin. Yoğun stres altında olmak
motivasyonun düşmanıdır.
-Bu sınavı geçebilir miyim?
-Geçemezsem ne olur?
-Ailem ve çevrem beni nasıl değerlendirir?
-O kadar çalıştım, ya karşılığını alamazsam?
-Henüz istediğim yere gelemedim. Ne kadar geri kalmışım. Ben bunu
bitiremem...
Bu soruları daha da uzatmak mümkün. Ancak tümü gereksiz bir kaygının ve
boş bir telaşın ürünleridir. Baştan beri anlattıklarımız ve anlatacak
olduklarımız sizleri böyle bir kaygıdan uzak tutacaktır. Dizimizde anlatılan
yöntemler çerçevesinde kendinize birtakım fırsatlar tanırsarız, böylesi
kaygıları zihnen üretmek bile mümkün olmayacaktır. Nasıl mı?
İlk başta ifade etmeliyiz ki; siz artık ne yapacağını bilen, belli bir
hedefi olan, dolu ve erdemli bir insansınız. Planlarınız var, programınızı
yapmışsınız. Kendinizi, ruhen ve bedenen çalışmaya hazırlamışsınız.
Kaygıya düşmenin hiçbir anlamı yok. Üstelik bu, sizi başarısızlığa
itecektir, bunu da biliyorsunuz. Öyleyse lütfen kendinize zarar vermeyin. Şüphesiz
zarar sadece kendinizle sınırlı kalmaz, çevrenizi de ektiler; kısır bir döngüye
gireseniz içinden çıkmanız oldukça güçleşir.
Zaman yokluğu bahane olmamalı
Yapmanız gereken işleri gözünüzde büyütüp, yeterli zamanın yok diyerek
hayıflanmanız doğru değildir. Günlük yapmanız gereken programda nasıl ki
önemli işlere öncelik tanıyorsanız, ders programında da aynı gerçeği göz
önünde bulundurmalısınız. Motivasyonunuzun devamlılığı için bu şarttır.
Aksi taktirde başarılı olmak mümkün değildir.
Belli bir sistem dahiline çalışan kişinin hayatında kaygıya yer yoktur.
Kaygı geleceğini düzenleyememiş, ne yapacağını bilmeyen, kendine güvenmeyen
insanların sorunudur. Kendine güveni olmayan, daima karşılaştığı başarısızlıklar
hatırlayıp, kazandığı başarıları dikkate almayan insanın başarılı
olması; pozitif tutum içinde bulunması oldukça güçtür. Dolayısıyla
gerek sınavlara hazırlanırken, gerekse hayatınızda genel anlamıyla matlaka
"pozitif tutum" içinde bulunun. Her zaman bardağın dolmamış kısmını
görmeniz büyük haksızklık olur. Alttaki dolu kısmına hakkını vermeniz
lazım. Böyle davranmanız, hatta kendinizi şartlandırmanız başarınıza
yardımcı olacaktır.
Dikkati bir noktada toplamak için
Dikkat çekici konuları seçin
Özellikle yaşın etkilenimi ile ilgili olarak heyecanlanmalar okul çağlarında
artar. Bu durum bir noktaya kadar normal kabul edilir. Heyecanlanmanın şiddeti
önemlidir. Yüksek dozda ruhsal yapıda bozucu etki gösteren heyecanlanmalar
sağlığı olumsuz yönde etkilemekte, zihinsel verimliliği düşürerek
verimli çalışmaya engel teşkil etmektedir. Oysa bizler yine biliyoruz ki,
yaratıcı birtakım çalışmalar heyecanlanmalardan doğmakta, insanda hiçbir
heyecan uyandırmayan çalışmalar ise oldukça az hatırlanmaktadır.
Bu yüzden belli ölçüde heyecanlanmaların hayata olumlu yöndeki katkılarını
görmezlikten gelemeyiz. Bu tür heyecanlanmaların oluşmasında kişinin yaptığı
işlerden dolayı doyuma ulaşması ve takdir ediliyor olması etkili faktörler
olarak gözükmektedir. Bir kişi kendisi için çok gerekli bir işi başarıyla
tamamladıysa bundan dolayı kendisinde tatmin hissi oluştuysa ulaştığı bu
durum verimli heyecanlanmaların oluşmasında önemli birer etken olacaktır.
Denilebilir ki, doyuma ulaştırılan isteklerden doğan oldukça kuvvetli
heyecanlar okuldaki çalışmalar için bir teşvik unsurudur. Şüphesiz bunun
aksi de geçerlidir. Doyuma ulaştırılmamış isteklerden doğan
tatminsizlikler başarılı olmanın önündeki önemli engellerden biridir.
Yarım kalmış işler de böyledir. Tamamlanmadıkları sürece rahatsızlık
verici olabilirler. Elbette bu değerlendirmede kişilerin psikolojik yapıları
da gözden uzak tutulmamalıdır. Bazı insanlar için bu anlattıklarımız önem
taşımayabilir. Onlar birçok şeyi kaale almayıp sadece derslerine yönelebilirler.
Anahtar kelimeler
Madem ki dikkatin bir alışkanlık olduğunu söyledik, öyleyse bunu geliştirmek
mümkündür. Ve bunun bir yolu yordamı olmalıdır. Özellikle ders çalışmaya
başlamadan önce anahtar sözcükleri tarama aşamasında zaten sizler bu yolu
kullanıyorsunuz. Bunun gibi çeşitli yayınlardan, makalelerden örnek çalışmalar
yapabilirsiniz. Herhangi bir metnin önce ana temasını bulun, sonra o metinde
en çok geçmesi olası bir kelimenin kaç kez tekrarlandığını çok kısa sürede
(saniyeler) bulmaya çalışın. Bu tür çalışmalarda metnin tamamını
okumak yerine göz gezdirme tekniği ile bulunması istenen kelimeler aranacağından
kelime bulma süreleri saniyelerle kısıtlı tutulmalıdır. Özellikle anahtar
kelimeleri çıkartılmış bilimsel makaleler sizlere bu konuda bir hayli yardımcı
olabilirler.
Dikkatin geliştirilmesi ve bir noktada yoğunlaştırılması için önerilen yöntemlerden
bir diğeri de belli bir süre kendinizi sadece bir şey üzerine yoğunlaştırmanız,
fikse etmenizdir. Gözlerinizi kapatın başınızı iki elinizin arasına alın
ve düşünmek istediğiniz şeyin dışında hiçbir şeyin belleğinizi meşgul
etmesine fırsat vermeden dikkatinizi sadece o noktaya yoğunlaştırmaya çalışın.
Buna her gün artan miktarlarda (3dk., 5dk., 7dk., 10dk. gibi) zaman ayırın. Göreceksiniz
çok fazla uğraşmadan bir işin üstesinden geleceksiniz.
Başta yeni bir alışkanlık kazanmak amacıyla yaptığınız dikkati yoğunlaştırma
testinin, sonraki günlerde, hayatınızın tüm aşamalarında nasıl büyük
kolaylıklar sağladığını özellikle derse motive olmakta, dikkatin devamını
sağlamakta ne kadar işe yaradığını göreceksiniz. Dikkati toplamada bunu
alışkanlık haline getirmek için izlenecek yollar aslında dizimizin buraya
ve bu satırdan da sonuna kadar her konunun içinde zaten vardır. Başta anlattığımız
amaç, program yapma ve ortamın düzenlenmesi, hiçbiri bir diğerinden daha az
önemsenecek konular değildir. Bu arada şunu da yazmadan geçemeyeceğim:
Çalışırken önünüze gelen her satır, sizde öyle bir merak ve heyecan
uyandırmalıdır ki, bir dahaki satır ya da konu sizi kendisine çeksin,
motivasyonunuzu bozmasın. Derse başlamadan evvel o konuyla ilgili bilgi
edinmek ya da kendince sorunlar üretmek dikkatin kalıcılığını sağlayan
unsurlardandır.
İrade, başarının temelidir
Kaygıdan uzaklaşıp, kendine güvenmenin bir önemli bağlantısı da
"irade" ile olur. Kitabın başında da ifade edildiği üzere irade,
başarının temelidir. Çevrenizi baktığınızda öyle pek üstün zeka ve
bilgi düzeyinde olmayan fakat sarsılmaz bir irade sahibi, büyük işler
becermiş, başarılı insanlar görebilirsiniz. Ne var ki bunun aksi varid değildir.
Merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil hocanın "Gençlerle Başbaşa"
isimli kitabından irade ile ligili bir-iki alıntı yapmak istiyorum:
"Daha iyi düşünürsek, iradeli olmak sadece maddi ve içtimai
(toplumsal) manada bir muvaffakiyetin (başarının) değil, mesut olmanın bile
temel şartıdır. İnsanların çoğu bindiği eşeği unutup da, kaybolduğunu
sanarak pazarda eşeğini arayan Nasrettin Hoca'ya benzer. Onlar da saaddetin
kendi içlerinde olduğunu unutarak; onu barlarda, kahvelerde ve eğlence
yerlerinde ararlar. Sen bu gaflete düşme ve inan ki, muvaffakiyetin sırrı
gibi, saaddet kuşu da kendi içimizde ve içimizin en orijinal ve en insani bir
kudret kaynağı olan irademizin altından kafesi içindedir. Saadet, define
gibi bir tesadüf kazması darbesiyle bulunuveren bir nimet değildir. O ne şanstır,
ne mirastır, ne piyangodur, ne mevi ne servettir. Saadet, cehd ile ve
irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir.
İradenin üstün kuvvetine, bunun cehtle ve iyi bir terbiye yardımı ile elde
edilebilmesinin mümkün olduğuna mı inanıyoruz? Bu taktirde hayatımızın
planı şu olur: Her gün biraz daha gayret... Yavaş da olsa daima iyiliğe ve
kemale doğru emin bir ilerleyiş, iradenin insan için yüksek değerine kulak
asmıyor ve bunun elde edilemeyeceğine mi inanıyoruz? Bu takdirde de tutacağımız
yol, ya kör talihe ükserek uyuşukluğa ve miskinliğe düşmektir. yahut da
hava ve hevese uyarak kendimizi hoppalık ve züppeliğin pençesine kaptırmaktır.
Fakat bilelim ki, her iki takdirde varacağımız nokta aynıdır: Sefalet ve pişmanlık."